V

 

VABİL: (Ar.) Er. - İri damlalı yağmur.

VABİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vabil)

VACİB: (Ar.) Er. 1. Dini (şer'i) bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen. 2. Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

VACİBE: (Ar.) Ka. - Yapılması gerekli olan.

VACİD: (Ar.) Er. - Yaratan, meydana çıkaran. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VACİDE: (Ar.) Ka. 1. Meydana getirici, yaratıcı. 2. Varlıklı, zengin.

VAFE: (Fars.) 1. Nasip, kısmet. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAFİ: (Ar.) Er. - Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.

VAFİD: (Ar.) Er. - Elçi, temsilci, rasul.

VAFİR: (Ar.) Er. - Çok, bol.

VAFİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vafir).

VAFİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vafi).

VAHA: (Ar.) - Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAHAB: (Ar.) Er. - Bağışlayan, ihsan eden. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur: Abdülvahab.

VAHAT: (Ar.) Er. - Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.

VAHDEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin tekliği, birliği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VAHDET: (Ar.) Er. 1. Yalnızlık, teklik, birlik. 2. Allah'ı birlemek, şirkten uzaklaşmak. 3. Hakimiyet ve teşri'i (yasa koyuculuğu) yalnız Allah'a ait olarak görmek.

VAHİB: (Ar.) Er. - Bağışlayan, bağışlayıcı. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

VAHİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vahib).

VAHİD: (Ar.) Er. - Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VAHİDDİN: (Ar.) Er. - Tek din, dinin tekliği.

VAHİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vahid).

VAİD: (Ar.) Er. - Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma.

VAİL: (Ar.) Er. - Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.

VAİZ: (Ar.) Er. - Dinsel öğütlerde bulunan kimse.

VAİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vaiz).

VAKAR: (Ar.) - Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAKİ: (Ar.) Er. l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2. Geçen, geçmiş olan.

VAKIA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vaki).

VAKIF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2. Duran, ayakta duran. Arafat'ta vakfe yapan.

VAKKAS: (Ar.) Er. - Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.

VAKUR: (Ar.) Er. - Ağırbaşlı, temkinli.

VALA: (Fars.) - Yüksek, yüce. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VALAŞAN: (Fars.) Er. - Şanı yüce, şanlı.

VALAY: (Fars.) - Yükseklik, yücelik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VALİ: (Ar.) Er. - Bir vilayeti idare eden en büyük memur.

VALİH: (Ar.) Er. - Şaşakalmış, hayret etmiş, hayran.

VALİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Valih).

VAMIK: (Ar.) Er. 1. Seven, aşık. 2. Vamık ile Azra öyküsünün erkek kahramanı.

VAMIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vamık).

VARAKA: (Ar.) Er. 1. Tek yaprak, tek kağıt. Yazılı kağıt. 2. İlk vahyin gelmesi üzerine Hz. Hatice'nin Hz. Peygamber'i alıp götürdüğü meşhur kişi: Varaka b. Nevfel. 3. Varaka ile Gülşah hikayesinin erkek kahramanı.

VARESTE: (Fars.) 1. Kurtulmuş. Serbest, rahat, azade. 2. İlişiksiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VARGIN: (Tür.) - Ulaşan, isteğine kavuşan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VÂSIF: (Ar.) Er. 1. Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has hal, nitelik hususiyet. 2. Bir şeyin mahiyeti, sıfatı, tabiatı, karakteri ile bunların tarif ve sayılması.

VASIFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasıf).

VASIK: (Ar.) Er. - Güvenilen, emin, mutemed. Abbasi halifelerinden birinin unvanı.

VASIL: (Ar.) Er. - Ulaşan, kavuşan, yetişen.

VASILA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasıl).

VARİD: (Ar.) Er.  1. Gelen, vasıl olan, erişen. 2. Bir şey hakkında çıkan, söylenen.

VARİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Varid).

VARİS: (Ar.) Er. - 1. Cenab-ı Hakk'ın 99 isminden birisi. Mal ve mülkün, bütün değerlerin son ve gerçek sahibi yüce Allah. 2. Varis kelimesi, müslümanlar kastedilerek de kullanılmıştır. 3. Mirasçı, kendisine miras düşen.

VARIŞ: (Tür.) Er. - Zeka, anlayış, akıl.

VARLIK: (Tür.) - Yaşam, hayat. Var olan herşey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAROL: (Tür.) Er. - Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun.

VASFİ: (Ar.) Er. - Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli.

VASFİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasfı).

VASİ: (Ar.) Er. 1. Vasiyeti yerine getiren, vesayeti yüklenen kimse, henüz reşid olmamış çocuğun işlerine bakmakla mükellef kimse. 2. Geniş, açık, enli, bol, kapsayıcı. 3. Her şeyi ihata edici. Bilgisinin boyutları sınırsız. 4. Allah'ın isimlerinden (bkz. Abdülvasi). Kur'an-ı Kerim'de zikredilen isimlerdendir.

VASİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasıl).

VASSAF: (Ar.) Er. - Niteliklerini bildirerek anlatan ya da öven. Vassaf el-Hazrat. İranlı tarihçi, yazar.

VASSAL: (Ar.) Er. 1. Vasleden, ulaştıran, birleştiren. 2. Sayfalan yapışan, eski yazılı bir kitabın sayfalarını ayıran sanatkar.

VASSALE: (Ar.) Ka. - (Eski) yazma eserlerin kenarlı kısmına kağıt ilavesi suretiyle yapılan tamir şekli.

VATAN: (Ar.) Er. - Yurt, ülke.

VAZAH: (Ar.) Er. - Beyaz, güzel yüzlü adam.

VAZAHAT: (Ar.) Ka. - Vazıhlık, açıklık.

VECAHEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin yüceliği, onuru. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VECAHET: (Ar.) Ka. 1. Güzel yüzlülük, gösterişlilik, güzel yüz. 2. Saygınlık, onur.

VECAZET: (Ar.) Ka. - Sözün, veciz kısa oluşu.

VECDET: (Ar.) Er. - Zenginlik, varsallık.

VECDİ: (Ar.) Er. - Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.

VECDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vecdi).

VECHİ: (Ar.) Er. - Yüzle ilgili, yüze ait.

VECHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vechi).

VECİBE: (Ar.) Ka. - Ödev, boyun borcu, vazife.

VECİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak. 2. Tanrı sevgisinden dolayı duyulan coşkunluk, sevinç.

VECİH: (Ar.) Er. 1. Yüz, çehre. 2. Tarz, üslup. 3. Sebeb, vesile.

VECİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vecih).

VECİHİ: (Ar.) Er. 1. Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.2. Bir kavmin önderi, şeref ve mevki sahibi. Vecihi: Türk tarihçisi. (Kırım 1620).

VECİZ: (Ar.) Er. - Kısa, derli toplu.

VECİZE: (Ar.) Ka. - Derin anlamlı, özlü, güzel söz.

VECNE: (Ar.) Ka. - Yanak yumrusu, elmacık.

VEDA: (Ar.) Ka. 1. Ayrılırken söylenen selamlama sözü. 2. Ayrılma, ayrılış.

VEDAT: (Ar.) Er. - Sevgi, dostluk.

VEDİ: (Ar.) Er. - Başkasının malını saklamakla görevli kimse.

VEDİA: (Ar.) Ka - Saklanılması, korunması için birine ya da bir yere bırakılan emanet.

VEDÎATULLAH: (Ar.) - Allah'ın emaneti, dini. Kadınlar da Allah'ın emaneti olarak nitelenmişlerdir.

VEDİD: (Ar.) Er. - Dost, sevgisi çok olan. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VEDİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vedid).

VEDUD: (Ar.) Er. 1. Çok muhabbetli, çok şefkatli. 2. Allah'ın isimlerinden. İyi kullarını sevip onlara rahmet ve rızasını irade eden yüce Allah. -(bkz. Abdülvedud). Kur'an'da Hud, ayet: 90; Buruc, ayet: 14'te zikredilmiştir.

VEFA: (Ar.) Er. 1. Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. 2. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat. Yetme yetişme; ömrü vefa etme­di.

VEFAİ: (Tür.) Er. - Vefa ile ilgili.

VEFAKAR: (a.f.i.) - Sevgisi geçici olmayan, vefası olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VEFİ: (Ar.) Er. 1. Vefalı, bağlı. 2. Tam, mükemmel, eksiksiz.

VEFİA: (Ar.) Ka. 1. Vefalı, sevgisi geçici olmayan. 2. Tam, eksiksiz.

VEFİK: (Ar.) Er. - Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. Ahmed Vefik Paşa.

VEFİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vefik).

VEFİR: (Ar.) Er. - Çok, bol.

VEFİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vefir).

VEFRET: (Ar.) - Çokluk, bolluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VEHBİ: (Ar.) Er. - Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi, fıtri.

VEHBİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vehbi).

VEHHÂB: (Ar.) Er. - Çok hibe eden, bağışlayan. Sayısız nimetler veren yüce Allah. Bu isim Esmau'l-Hüsna'dan-dır. Kur'an-ı Kerim'de, Al-i İmran, ayet: 8; Sa'd suresi ayet: 9 ve 35'te geçmektedir. - (bkz. Abdülvehhab).

VEHHAC: (Ar.) Er. - Çok parıltı. Çok alevli.

VEHB: (Ar.) Er. - Bağışlama, bağış, vergi. Vehb b. Münebbih: Kitabü'l-Kader'in müellifi.- Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

VEKİL: (Ar.) Er. 1. Başkasının yerine ve adına hareket eden veya konuşan. 2. Asıl vazifelinin yerine çalışan, bir vazifeyi geçici olarak idare eden. 3. Hükümet üyesi olan kimse, bakan, nazır. 4. Kur'an'da Allah'ın ismi olarak da geçmektedir, (bkz. Abdülvekil).

VEKKAD: (Ar.) Er. - Parlak, aydınlık, ışıklı.

VELA: (Ar.) Er. - Yakınlık, sahiplik. Efendisinin, azat ettiği köle ve cariyesi ile olan münasebeti ve onlar üzerindeki hakkı.

VELADET: (Ar.) - Doğuş, dünyaya gelmek, ortaya çıkmak.

VELAYA: (Ar.) Ka. - Ermiş kadınlar.

VELAYET: (Ar.) Ka. l. Velilik, ermişlik. Veli ve ermiş olan kimsenin hali ve sıfatı. 2. Başkasına sözünü geçirme. 3. Dostluk, sadakat.

VELİ: (Ar.) Er. 1. Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. 2. Dost, yakın. 3. Allah'ın sevgili kulu, ermiş evliya. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Abdulveli).

VELİCAN: (Ar.) Er. - Candan, dost, yakın.

VELİD: (Ar.) Er. - Yeni doğmuş çocuk. Erkek çocuk, köle. Sahabe isimlerindendir.

VELİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Velid).

VELİME: (Ar.) Ka. - Düğün ziyafeti. Evlenme, düğün.

VELİYE: (Ar.) Ka. -(bkz. Veli).

VELİYULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın sevgili kulu. Allah'a teslim olmuş, onun hakimiyet ve sultasının dışında hakimiyet ve sulta tanımayan. Yalnızca Allah'ı, rasulünü ve mü'minleri dost edinen.

VELİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Dinin sahibi. Dinin dostu.

VELU: (Ar.) Er. - Bir şeye fazla düşkün olan.

VELUD: (Ar.) Ka. - Doğurgan, çok doğuran.

VEMİZ: (Ar.) Er. - Bulut arasından görünen ışık.

VENÜS: (Fran.) Ka. - Merkür'den sonra, Güneş'e en yakın olan gezegen. Çobanyıldızı.

VERÂ: (Ar.) Ka. 1. Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, ittika. 2. Halk, mahluk, alem, kainat.

VERDA: (Ar.) Ka. - Gül.

VERDİ: (Ar.) Er. - Güle ait, gül ile ilgili.

VERDİNAZ: (a.f.i.) Ka. - Naz gülü, nazlıların gülü.

VERGİ: (Tür.) - Bir kimsenin doğuştan sahip olduğu iyi nitelikler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERGİN: (Tür.) - Verici, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERİM: (Tür.) - Ortaya çıkan, beklenilen, istenilen sonuç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERKA: (Ar.) Er. 1. Yabani güvercin, üveyik. 2. Açık, boz renk.

VERRAK: (Ar.) Er. - Kağıtçı. Ünlü Arap kelam bilgini: Ebu İsa Muhammed b. Harun el-Verrak.

VERŞAN: (Ar.) - Çevreye şan ver, ünlen, ünlü ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERZİŞ: (Fars.) Ka. 1. Çalışma, işletme. 2. Çalışmış.

VESAMET: (Ar.) - Güzellik, güzel olma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VESİK: (Ar.) Er. - Çok sağlam, güçlü.

VESİKA: (Ar.) Ka. - İnanılacak sağlam delil. Belge.

VESİLE: (Ar.) Ka. 1. Neden, sebep. 2. Elverişli durum. 3. Kavuşma, yaklaşma. 4. Rasulullah'ın cennetteki makamı. Maide suresi 57. ayette geçmektedir.

VESİM: (Ar.) Er. - Güzel yüzlü.

VESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Vesim).

VEYİS: (Tür.) Er. - Yoksulluk, muhtaçlık.

VEYSEL: (Ar.) Er. - Aslı Üveys'tir. Kurt anlamında. Veysel Karanı: Raşid halifeler döneminde Şam'dan Medine'ye gelerek yaşamış, Medine-i Münevvere'de itibarlı bir hayat sürmüş. Hadis-i şeriflerde övülmüş meşhur veli. Sıffin savaşında şehid olduğu söylenir. - (bkz. Üveys).

VEYSİ: (Ar.) Er. - Yoksul, muhtaç. Veysi: Türk şair, yazar (Üsküp 1625).

VEZİME: (Ar.) Ka. - Beytullah'a gönderilen hediye, armağan.

VEZİR: (Ar.) Er. - Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.

VEZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vezir).

VİCDAN: (Ar.) Ka. 1. İyiyi kötüden, hayrı serden ayırmayı sağlayan iç duygu, ahlak şuuru. His duygu. 2. Din, inanç.

VİDAD: (Ar.) Er. - Sevme, sevgi. Dostluk.

VİDADE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vidad).

VİLDAN: (Ar.) Ka. 1. Yeni doğmuş çocuklar. 2. Kullar, köleler. Kur'an'da zikredilmiştir.

VİSALİ: (Ar.) Er. - Kavuşma, ulaşma ile ilgili.

VİSAM: (Ar.) Er. - Damgalı, nişanlı.

VOLKAN: (Fran.) Er. - Yanardağ, burkan.

VURAL: (Tür.) Er. - Vur al.

VURALHAN: (Tür.) Er. - Vural han.

VURGUN: (Tür.) Er. - Birine aşık, tutkun.

VUSKA: (Ar.) - Çok sağlam, pek kuvvetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Urvetul-Vuska (Pek sağlam kulp) müslümanlık.

VUSLAT: (Ar.) Ka. - Ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, beraber olma.

VUSTA: (Ar.) Er. 1. Orta, ortada bulunan, arada olan, iç. 2. Orta parmak.

VÜREYKA: (Ar.) Ka. - Yaprakçık, küçük yaprakçık.

 

----------------------Sonu-----------------------------

Ödev